Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Dördüncü Ulu

Zoe uzun adımlarla odaya girip kapıyı ardından kapattı. İki demir sürgüyü hızla çekerken ellerinin titremesine engel olamıyordu. Kapıya sırtını dayayıp gözlerini kapattı. Derin bir soluk. Bir tane daha. Hızlı hareket etmeliyim. Masanın üzerindeki kutuyu eline aldığında kapıya vurmaya başlamışlardı. Parmağını halkanın üzerine koyup iki tur çevirdi, bilyeyi hissedince bastırıp bir tur da geriye çevirdi. Kutu açılmadı. Kahretsin telaştan şifreyi yanlış girdim. Kapı artık tekmelenmeye başlamıştı. Kendinden emin ve hızlı hareketlerle şifreyi tekrar girdi. Klik! İçi siyah deriyle desteklenmiş kutudan birbirinin benzeri iki saati aldı. Elini kenarlarında gezdirip pürüzsüz olanı ucunda fitil olan uzun çubuklara bağladı. Elinde diğer saatle pencerenin kenarına gitti. Parmaklıklarla örülü pencereden Zeo gibi incecik biri bile geçemezdi . Ele geçirmek üç yılıma ve pek çok riske mal oldu. Ulular ne derse desin, hakkım olanı vermeyeceğim. O kadar şiddetle vuruyorlardı ki kapı menteşelerinden sökülmek üzereydi. Zoe pencerenin önünde uzun bir ıslık çaldı. Awe süzülerek gelip küçük pençeleriyle parmaklığa tutundu. Zoe hızlıca ikinci saati tutan halkayı sadık dostunun boynuna geçirdi. Saate son kez, özlemle baktı. Bunca zahmetin ardından bir defa olsun gücünü sınayamadan onu kaybetmek ağrına gidiyordu. Halkanın sağlamlığını kontrol ettikten sonra ilkinden daha kısa ve tiz bir ıslık çaldı. Awe yine süzülerek gökyüzünde kaybolurken tedirgin bir çift göz onu izledi.

Zoe hızlıca diğer saatin yanına gitti. Fitili tutuşturdu. Zihninde hızlıca hesap yaptı. Kapı kırıldıktan birkaç saniye sonra patlayacak. Ve herkes saatin yok edildiğini sanacak. Zoe yüzünde kaskatı biz gülümsemeyle her darbede sarsılıp tekrar yerine oturan kapıya baktı.

***

(üç yıl öncesi)

Zoe binanın yüksek duvarlarına bakarken mimarinin Eski Dünya tapınaklarına öykündüğünü düşündü. Dini tüm referansları reddeden alt yüz Mıknatıs için ne ironi ama. Üç Ulu’yu görününce tiz bir çığlık atan Awe’nin başını okşadı. Omzundaki hayvan hemen sakinleşti. Ulular seri adımlarla gelip oval masayı işaret ettiler. Üç Ulu kendi yerlerine otururken Zoe onlarınkinden farklı küçük iskemlesine oturdu. Pencerelerden içeri süzülüp uçuşan tozları kristaller gibi parıldatan loş ışıkta yüzlerini seçemedi. İşte yarı dini yarı mistik bir ayrıntı daha.

– Senin hakkında epeyce öykü duyduk, kimileri inanması oldukça güç öykülerdi, dedi İşiten Ulu.

– Ben de sizin hakkınızda pek çok şey duydum, diye karşılık verdi Zoe, kimileri inanması gerçekten zor şeylerdi.

Üç Ulu hafifçe tebessüm ettiler.

– Gördüğüm kadarıyla kadınsın, bu aramızda tartışmalara neden olmadı değil, dedi Gören Ulu, ama senin yeteneklerin konusunda ikna olduk. Yine de bu görüşmeyi ve sana verilecek görevi gizlilik içinde yürütmeni isteyeceğiz.

Lider Ulu ayağa kalkıp oval masanın etrafında uzun adımlar atarak Zoe’nin yanına geldi. dökümlü giysisinin iç cebinden yumuşacık kumaş çıkarıp kadının önüne koydu. Zoe uzun parmaklı zarif elleriyle kumaşı açtı. İçinde tüm güzelliğiyle yeşil yeşil parlayan yassı Jade taşını gördü.

– Gizlilik yemini etmeni istiyoruz, dedi Lider Ulu, hayatta değer verdiğin şeyler üzerine bu görüşmenin ve kabul edersen görevin gizli kalacağına yemin etmelisin.

Bu güne kadar gizlilik talebi olmayan çok az teklif almıştı Zoe, bu sefer bir de yemin edelim bakalım. Zoe yeminini Awe üzerine yaptı.

Lider Ulu yerine dönüp oturdu.

– Biliyorsun biz Eski Dünyayı terk edip Mıknatısı kurulalı beş döngü geçti, biz Ulular ise Mıknatıs’ı üç döngüden fazla zamandır barış ve istikrarla yönetiyoruz.

Herkesin bildiği ama pek kimsenin inamadığı veya umursamadığı öğreti zihninden geçirdi Zoe. Dünyadan kovulan bir grup insanın beş döngü önce, bir döngü yaklaşık otuz beş Eski Dünya yılıydı, Mıknatısı kurdukları söylenirdi. Nasıl yapıldığı bilinmeyen veya bekli özenle saklanan Mıknatıs, evrenin hiçlik noktasında ve tüm değişkenlerinin uzağında kurulmuştu. Böylece kurulacak medeniyeti tehdit edecek bir dış tehditten korunmuş oluyordu. Aslında evrendeki her cismin, bu arada Eski Dünyanın da, yaptığı gibi üzerindeki her şeyi kendine çektiği için Mıknatıs ismini verdikleri bu diskin çevresinde iç içe geçmiş üç halka dolanmaktaydı. Halkaların içinde sonsuza kadar bitmeyecek nükleer tepkime temelli bir yakıt vardı. Bu güç Mıknatısı hem ısıtır, hem de ışık sağlardı, Eski Dünyanın güneşi gibi. Bu üç halkanın üst üste bindiği bir dönemden diğerine geçen süreye döngü denirdi. İlk döngü boyunca Mıknatısta yönetici bir güç olmamıştı, yalnızca temel gereksinimleri organize etmek için oluşturulan Gönüllüler vardı. Ama ikinci döngünün ortasında Lider Ulu, Jade taşıyla ortaya çıktı. Aslında kendisi Gönüllülerden biriydi, fakat Gönüllülerin çoğunu yok ederek kendi yönetimini kurdu. Kaçmayı başaranlar Orta Kuyudan geçerek üst yüze ulaştılar. Orta kuyu, dairesel Mıknatısın ortasında bulunan on adım çapında bir delikti ve alt yüzle üst yüz arasındaki tek geçişti. Üst yüze kaçmayı başaran Gönüllüler metrelerce uzunluktaki kuyuyu demir çubuklarla kapatınca iki yüz arasındaki geçiş tamamen olanaksız hale gelmiş oldu. O günden bu yana kimse mıknatısın diğer tarafına geçemedi.

Yine de alt yüzün bazı endişeleri vardı. Belki Gönüllüler geri dönmek istemeyebilirdi, ama kaçma girişimlerinin önü alınmalıydı. Lider Ulu Kuyunun etrafına çok yüksek duvarlı silindir şeklinde bir bina yaptırdı. Silindir, ortasındaki kuyuyu çepeçevre sarıyor, yüksek duvarları 360 derecelik son derece hakim bir görüş sağlıyordu. Derler ki bu silindir, Mıknatısın kalbine saplanmış bir ok gibidir ve alt yüzün her noktasından görülebilir. Lider Ulu, Silindiri üç döngüden bu yana yönetim binası olarak kullanıyordu.

Lider Ulu’nun amacı despotluk değil adil bir yönetimdi. Bunun için yarım döngü süren araştırmalarından sonra Beş Ulular Öğretisini ortaya attı. Bilgelikle dolu bu beş Uluyu aramaya başladı. Önce İşiten Uluyu buldu, yetiştirdi ve iktidarını onunla paylaştı. Dördüncü döngünün başında Gören Ulu bulundu. Şimdi de Mıknatısta Dördüncü Ulu’nun arandığı söylenmekteydi.

– Seninle herkesin bilmediği bilgileri paylaşmamız gerekiyor, dedi Lider Ulu. Ulular seçilirken pek çok açıdan sınanır. Görevi hak ettiklerinden emin olmak isteriz. Ulunun görevi hak ettiğine inandığımızda uzun ve zorlu bir eğitim süreci başlar. Sonunda Ulu olmaya hak kazana özel güçlere sahip emanetini veririz. Benimkini gördün, gücünü açıklamayacağım, Gören ve İşiten Ulu’nun sahip olduklarını da açıklamayacağım. Ama henüz bulamadığımız Dördüncü Ulu’nun emanetine geldiğimizde, onu bileceksin, çünkü bu senin görev konun oluyor…

– Dördüncü Ulu, Zaman Ulusudur. Geçmişi ve geleceği bilmeye muktedir olacak. Senin görevin Zaman Ulu’sunun emaneti olan saatle ilgili. Ne yazık ki nerede olduğuna dair en ufak bir fikrimiz yok. Senden onu bulmanı ve bize getirmeni istiyoruz. Görevi kabul etsen de etmesen de gizlilik yemini sana hatırlatmak isterim.

Zoe elini saçsız başına koyup bir an düşündü. Bu görev hayatımı gerçekten tehlikeye atabilir. Ama özel şeyleri arayıp bulma konusunda gerçek bir tutkusu ve yeteneği vardı. Üstelik bu onun maceraperest ruhuna çok uygun düşen bir işti.

– Bir soru sormak istiyorum, diye çekinmeden soru Zoe, Dördüncü Ulu’yu buldunuz mu?

– Görevine faydası olmayan soruları cevaplamak niyetinde değildik ama bunu seninle paylaşalım. Evet.. bir olasılık var. Bunu zaman gösterecek.

Awe omzunda huzursuzca kıpırdadı. Kırmızı parlak tüyleri loş ışıkta bile göz alıcı parlaklıktaydı. Zoe düşünceli düşünceli elini Awe’nin başına götürüp okşadı.

– Bir başlangıç noktası olmadan nasıl bulabilirim onu? Neye benzediğini bile bilmiyorum.

– Senin için yasak kütüphaneyi açtırdık. Kadim yazıtları karıştırmak iyi bir başlangıç olabilir.

Zoe dimdik ayağa kalkıp gözlerini Ululara dikti. Sesi yüksek tavanlı salonu çınlattı.

– Görevi kabul ediyorum.

***

Zoe kütüphanede pencerenin kenarına oturmuş hafifçe öne çıkık çenesini avucunun içine dayanmış ve kuyu gibi derin ve kara gözlerini gökyüzüne dikmişti. Dışarıda gönlünce uçup eğlenmekte olan Awe’yi bir ıslıkla yanına çağırdı. Hayvan pencerenin kenarına kondu. Zoe cebinden kurutulmuş et barçaları çıkarıp önüne serpiştirdi.

– Her geçen gün büyüyorsun dostum, böyle giderse bir döngü sonra mıknatısa sığmayacaksın. Parlak ve yumuşacık boynunu severken ona gülümsedi. Sonra iç geçirdi.

– Biliyorsun bebeğim, bu seferki işimizin hiç şakası yok. Bir şey söylemediler ama başarısız olursak bize neler yapacaklarına dair yaratıcı fikirlerim var. Cebinden bir parça daha kuru et çıkardı. Awe zarif ve ihtiyatlı bir gaga hareketiyle eti alıp bir lokmada yuttu. Zoe fısıltıyla devam etti:

– Dört aylık çalışma sonunda bir şeyler buldum, sanırım önce Suretsiz ustalarla işe başlayacağız. Uzun ve yorucu bir çalışma olacak. Cebinden bir kağıt parçası çıkardı. İşte resmi burada, onu almama izin vermiyorlar, ama bir kopyasını çıkarabilirim. Sonra buradan gidiyoruz. Başını tekrar gökyüzüne çevirip halkalara baktı, döngünün bu döneminde bu açıdan yalnızca iki tanesi görülebiliyordu.

– Biliyor musun Awe, Eski Dünyada gece diye bir şey varmış, günün belli saatleri tamamen karanlık olurmuş. O zaman gökyüzüne bakarsan yıldızları görürmüşsün, karanlıkta elmaslar dibi parlayan binlerce nokta. İnanmıyor musun, bunu birkaç gün önce buralarda rastladığım bir kitapta okudum. Bir resmini bulmak için bakındım ama maalesef bulamadım. Eminim harika bir şeydir, sonra gülümseyerek ekledi, elbette senin kadar harika değildir yine de.

***

(üç yıl sonra, yeniden)

Lider Ulu çok sinirliydi. söylene söylene odayı adımlıyordu. İki Ulu içeri girdiğinde arkası onlara dönük halde durdu.

– Tam olarak gördüğümüz ve duyduğumuz gibi. Zoe saati yok etmiş. Muhafızlar kadını yakalamış, saat ise paramparçaymış. Kalan parçaları toplamışlar ama tamir edilebilecek durumda değil. Yoldalar.

– Böyle olacağı belliydi, dedi Lider Ulu, tok sesi odayı doldurdu. Size kadının uygun olmadığını söylemiştim. Çok hırslı, üstelik bize bağlılığı zayıf. Artık beş Ulu’yu tamamlamak için şansımız kalmadı.

– Böyle olacağını bilemezdik, dedi İşiten Ulu.

– Sonuçta Zaman Ulu’sunun sınanması gerekiyordu, dedi Gören Ulu. Evet, Zoe sınavı geçemedi, yine de bu riski almak zorundaydık. Sınavı geçseydi çok güçlü bir Ulu olurdu. Tüm işaretler onu gösteriyordu, yeteneği, cesareti ve zekası tamdı. Biliyorsunuz, bu nedenle onu seçtik.

– Ama o sınavı geçemedi, dedi Lider Ulu. Bir Ulunun en önemli özelliği onda yokmuş. Saati yalnız kendisi için istedi, başarısız oldu.

– Geldiğinde ona Zaman Ulu’su olarak kendisini düşündüğümüzü, ama başarısız olduğunu açıklayacak mıyız?

– Hayır, dedi Lider Ulu, ayrıca ona ibretlik bir ceza vereceğiz. Şimdi muhafızlar gelene kadar beni yalnız bırakın. İkisi odadan çıkmak üzereyken Lider Ulu seslendi:

– Yanından ayırmadığı şapşal hayvanı ne oldu?

– Hayvan bulunamadı, dedi Ulular….

Dördüncü Ulu” için 5 Yorum Var

  1. Çok geniş bir kurgunun sadece bir parçasıymış izlenimi uyandıran bi hikaye oldu benim için. Devamını yazmayı düşünüyorsanız ilginç olabilir. Lakin okurken fark ettiğim bazı hatalar oldu. Bunları düzeltebilirseniz daha akıcı olur diye düşünüyorum. Önceliklecümlelerde bitirebileceğiniz yani nokta koyup yeniden başlayabileceğiniz kısımları virgül ile geçip cümleleri biraz gereksiz uzatmışsınız. Daha kısa cümleler anlam karışıklığını azaltır. Bunun dışında birinci tekil şahıs’ın düşünce formundaki kısımlarını da cümle içinde virgül arası kullanmışsınız; bunun yerine tırnak işareti içine alıp devam etseydiniz, açıklama olan ara cümleleride parantez içine alsaydınız, yine akıcılık ve karmaşa olmaması adına daha hoş olurdu. Kırıcı olmadığımı umarım. Çünkü güzel bir kurgu ve hataların düzeltilmesi onu daha güzel yapar. Tebrikler.

    1. teşekkürler, hatalar var biliyorum, çünkü öyküde yalnızca kaba düzeltmeler yapma şansım oldu , zaman yoktu . siteyi fark ettim ve iki gün içinde yazıp gönderrdim:) çok basit ve acemice hatalar, hatta bu dediğim gibi kabaca düzelmiş hali…

      bir de şöyle bir sorunum var, yazarken sesli, hareketli yerlerde olmaktan hoşlanıyorum, bu öykü de bir barda yazıldı. en azından bir hafta on gün bekletip sakin bir yerde tekrar okumak lazım.

      onun dışında kısa cümleler konusunda çok sıkıntılıyım, hukukla ilgili bir mesleğim var, tüm cümleleri uzatıp uzatıp bağlayan. eleştiriniz kesinlikle yerinde… daha çok çalışarak göndermek gerekiyor.

      bununla birlikte birinci tekil ve üçüncü tekili bir arada kullanmayı bilinçli olarak yaptım, literatüede yeri var ve teknik olarak olarak kimi zama çok fazla olanak sağlıyor. bu bir riskti, tepkilere bakmak için yaptım, akıcılığı bozduğu düşünülürse vazgeçerim diye düşürdüm. demek yadırganmış, eh bu da ayrı ustalık neticede
      okuyup yorumladığınız için teşekkürler…..

  2. Öncelikle kırıcı algılamadığınız için memnun oldum. Anlatım tarzınızı sevdiğim için eleştirim hatalarınızı düzeltebilmeniz temennisi içeriyordu. Sizi çok iyi anladığım bir nokta varsa o da sesli ortamda yazı yazmaktır; benim işim de sporla alakalı (edebiyatla hiç çakışamayan bir dal olsa da :)) ve süreli sesli ortamdayım. Orada okumak ve güzel olmasa da yazmak zorundayım 🙂 Nihayetinde hatalarımızı görebilmek ya da artılarımızı güçlendirebilmek adına buradayız. Siz zaten okuduğunuzda geliştirilmesi gereken yerleri görmüşsünüz. Bu arada mit’in hikayesinin altında da belirtmiştim; çocuk yapmayı kesinlikle düşünün diye :).

  3. sevgili adil, okuğunuz ve yorumladığınız için teşekkürler…
    sevgili gülbüyüsü, eminim çocuğum olsa ben de onu dünyanın harikası olarak görürüm. şu an için olmadığından benim için korku ve sorumluluk anlamına geliyor.
    sanırım biraz bencil ve tembelim…
    sevgiler..

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *