FRANNY | Bardes

Hava çok sıcaktı. Gölün kıyısında bir adam dikilmiş, öylece duruyordu. Gözlerini tek bir noktaya sabitlemişti. Elindeki sopayla kuma bir spiral çizdi. Gölün mavi suları birden çekildi. Adam, az önce yerinde büyük bir su kütlesi olan tarafa doğru yürümeye başladı. Yürürken arkasında siyah bir sıvı bırakıyordu. Gölün olduğu yerde durdu. Sopasıyla zemine bir delik açtı. Zeminden kirli, siyah bir sıvı fışkırmaya başladı. Adam uzaklaştı ve gözden kayboldu. Siyah sıvı gölü kısa sürede doldurdu.

* * *

Dit. Di dit. Di di di dit. Dİ Dİ Dİ-

Şlak!

Her sabah olduğu gibi bu sabah da tokadını yiyip susmuştu çalar saat. “Tam da rüya görürken ötmesen olmaz zaten!” diye söylendi Franny.

Kedi gibi gerindikten sonra yatağından çıktı. Rutin işlerini yapmaya koyuldu. Kahvaltısını hazırlamak için mutfağa giderken rüyasını düşündü. “Kötü şeyler olacak.” dedi kendi kendine.

* * *

Franny, rüyalarının ona gelecekten geldiğine inanırdı. Hatırladığı rüyaları not eder, onlar üzerine kafa yorardı. Otobüsle işe giderken oturacak yer bulmuşsa yol boyunca notlarını okur, yeni notlar ekler ve düşünürdü. Bugün de öyle günlerden biriydi. Franny otobüste notlarını okuyordu. Bir ara camdan dışarı baktı. Gördüklerine inanamadı. Kafasını hızlıca sağa sola sallayıp gözlerini ovuşturdu. Camdan tekrar baktığında manzaranın değişmediğini gördü. Dışarıda hayat adeta donmuştu. İnsanlar hareketsiz, kaskatı kesilmişlerdi. Her birinin ayaklarının altından siyah bir sıvı yayılıyordu.

Dışarıdaki gariplik kadar otobüste de bir gariplik vardı. Franny dışında otobüstekilerin hiçbiri dışarıda olanları görmüyordu. Franny görmelerini sağlamaya çalıştı. En yakınındakileri çekiştirip dışarıyı işaret etti ama nafile. Herkes Franny’ye şaşkın gözlerle bakıyordu. Delirdiğini düşünüyor olmalıydılar. Franny otobüsü durdurup indi. Otobüs tekrar hareket etmedi. İçindeki yolcularla birlikte donmuştu. Tekerlerinin altından siyah sıvı yayılmaya başlamıştı bile. Franny koşarak uzaklaştı.

Bu donmuş manzaranın ortasında kendisi dışında hareket edebilen birinin olduğunu gördü: Bir kadın. Kılığı oldukça tuhaftı. Ortadan ikiye ayrılmış fıstık yeşili saçlarının bir tarafı kıvırcık, bir tarafı düzdü. Gözlerinin biri diğerine oranla daha büyüktü. Büyük olan gözün renkli kısmı spiral şeklindeydi ve sürekli dönüyordu. Dudakları da saçlarıyla uyumlu bir şekilde fıstık yeşiliydi. Üzerinde siyah, yerde sürünen, kuyruklu bir pardösü vardı.

Franny kadından şüphelenmiş, biraz da korkmuştu. Bir binanın arkasına saklanıp olacakları bekledi.

Kadın sinirli ve telaşlı görünüyordu. Az sonra en az kadın kadar tuhaf kılıklı, kel bir adam koşarak geldi. Üçgen şeklinde siyah gözlükleri vardı. Siyah takım elbisesinin altında da fıstık yeşili ayakkabıları…

Kadın, “Nerde kaldın?” diye azarladı adamı. “Geldim işte Zenda.” dedi adam nefes nefese. Cebinden büyük, yeşil bir buton çıkarıp kadına uzattı. Kadının yüzüne yeşil, sinsi bir tebessüm yerleşti. Gözleri iri iri açıldı ve spiral gözü bir an için daha hızlı döndü. Butonu alıp okşadı önce. Sonra butona güçlü bir darbe indirdi. Bu darbeyle birlikte etraftaki donmuş insanların yanı başlarında birer hayvan belirdi. Her hayvan yanındaki insanın yansımasıydı aslında. İnsanın duygularına, düşüncelerine, karakterine, fiziksel gücüne, kısacası bedensel ve ruhsal özelliklerine göre şekilleniyorlardı. Bu adamla Zenda denen kadının amacı bu hayvanları avlayıp onlardan aldıkları en özel güçleri kendilerinde toplamak, dünya ve insan ırkı üzerinde hakimiyet kurmaktı.

Butona basılmasıyla Franny’ye de bir haller oldu. İçinde büyük bir gücün varlığını hissediyordu. Bu gücü kontrol etmek elinde değildi. Sanki içinde kocaman bir hayvan vardı. Hayvan, Franny’yi kontrolü altına aldı.

Adam ve Zenda ellerindeki tuvalet pompası benzeri aletlerle hayvanları avlamaya başladılar. Tuvalet pompası hayvanları emerek yok ediyordu. Hayvanlar yok edilirken diğer yandan da şırınga benzeri aletlere yok olanların yerlerine koyun enjekte ettiler. Bütün bu işlemler bitince içten kahkahaları dört bir yanda çınladı. “Güç bizde!” diye haykırdılar. Koyun sürüsü hep bir ağızdan “Me!” diyerek onayladı onları.

Binanın arkasındaki Franny, içindeki canavarıyla Zenda ve üçgen gözlüklünün karşısına dikildi. Franny’nin gözlerinde kırmızı bir ışık parlıyordu. Bilinci yerinde değildi. Gözlerini gökyüzüne dikip epey uzun ve derinden kükredi. Kadın ve adam birbirlerine aval aval baktılar.

“Zorf Ranny?!”

Franny kükremeyi kesti. Kadının spiral gözü o kadar hızlı dönüyordu ki spirali görmek mümkün değildi. Gözün sadece beyazı görünüyordu.

“Zorf Ranny tabi. Sizi aptallar.” Franny’nin sesi kalın ve metalik çıkıyordu. “Koyunlar yaratıp itaat ettirmek marifet midir ki böyle gururlanırsınız? Planınızın tüm insanlar üzerinde etkili olacağını sanırsınız ama unuttuğunuz bir şey var: İnsanoğlunun düşüneni de vardır, fikirleri parçalayamazsınız ve o tuvalet pompalarınız da size yardım edemez.”

Zenda ve üçgen gözlüklü, tuvalet pompalarına davrandılar.

“Siz hiç laf anlamaz mısınız?” dedi Franny ve aletleri ellerinden aldı. Adamla kadın ağlamaklı gözlerle birbirlerine baktılar. Sonrasında tuvalet pompası tarafından emildiler.

* * *

Franny, müthiş bir baş ağrısıyla uyandı. Binanın duvarına dayanarak güçlükle doğruldu yerinden. Ne tuhaf saçlı kadını hatırlıyordu ne de koyunları. Saatine baktı. Tam öğle vaktiydi ve güneş yakıyordu. Bu saatte iş yerinde olmayışını günlerden Pazar olmasına, yatağında olmayışını uyurgezer olmasına bağladı olağanüstü bir sakinlikle. Eve doğru yürürken yerdeki parlak yeşil bir taş Franny’ye göz kırptı. Taşı yerden aldı ve spiral deseni gördü. “O kadar da fena sayılmaz.” dedi rüyasını hatırlayarak. Taşı cebine koydu, uzaklaştı ve gözden kayboldu.


Burcu Durukan | Bardes

3 Yorum Bulunuyor

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <strong> <em> <ol> <li> <strike> <ul> <code> <sup> <sub>