Kader | Daphne Ariana Evans

Gece yarısıydı. Kara bulutlar gökyüzünü kaplamıştı. Yıldızlardan eser yoktu. Hırçın dalgalar kumsala vuruyordu. Dalgaların sesi gecenin içine karışıyordu. Bütün adayı soğuk bir sis kaplamıştı. Ürkütücü bir rüzgâr gecenin içinde duyulan tek sesti. Yavaş adımlarla ağaçların arasından, saklandığım yerden çıktım. Ay ışığı vücuduma vuruyordu. Üstümde savaşta parçalanmış birkaç parça giysi vardı. Elimde de ok ve yay. Onlara son bir kez baktıktan sonra eğilip ağaçlardan birinin altına bıraktım. Üstlerine eski dilde sembolik sözler ve semboller işlenmişti. İşlemeler göz alıyordu. Ama artık onları kullanmayacaktım. Artık her şey bitmişti.

Şimdi ay, bulutların arasından kendini göstermeye başlamıştı. Bugün dolunay gecesiydi. Ama ay bile tedirginliğimi engelleyemiyordu. Aglar ay bile… Aglar elf dilinde; güzel, görkemli demekti. Ama onlar ayımızı bizden alacaktı. O, zalim insanlar. Kendimizi adadığımız tek şey olan, ayımızı…

Rauko! Şeytanlar!”

Yıllarımızı alan savaş nihayet burada bitecekti. Bu adada. Bu unutulmuş diyarda. Atalarımızın yıllarca devam ettirdiği bu savaş bizim kaderimizdi. Benim kaderimdi.

Beni düşüncelerimden uzaklaştıran o minicik ses oldu. Bir dalın kırılması. Gözlerimle etrafı taradım ve Aglar’a bir adım daha yaklaştım. Ama bu yaptığım son hataydı. Ormandan gelen zehirli bir ok, havayı yararak bana yönelmişti. Ama ne kadar istesem de kaçamazdım. Bu benim kaderimdi. Elf diyarının son fea’sı, son ruhu bendim. Aglar’ın önünde ölmek benim kaderimdi. Oku gördüğüm an bunun bizim sonumuz olduğunu biliyordum. Bu adanın artık bizim olmadığını, tarihe gömüleceğini biliyordum. Bu, koca bir uygarlığın çöküşüydü. Uzun yıllar boyunca elfler, kendi sonunu hazırlamıştı. İnsanların, o canavarların, tek istedikleri agâr’dı, kandı. Ama niye?! Barış içinde yaşamak varken niye?! Biz, çağlar boyu yaşamayı başarmış elflerden ne istiyorlardı?! Ama artık bitmişti. Hayır. Biz başarısız değildik. Onlardı, başaramayanlar. Onlardı, Aglar’ımızı, ayımızı alamayan.

Atalarımız, tarihimiz… Hepsi bu kutsal adadaydı. Zehirli ok göğsüme saplanırken acı içinde yere yığıldım. Göğsümden akan kan, kumların üstüne damlıyordu. Ama ben bunlarla ilgilenmiyordum. Aglar’a dua ediyordum. Onun bu adayı korumasını, bu sihri, bu tarihi, bu diyarı korumasını istiyordum. Aradheller’imizi, soylu elf halkını bu adaya, bu sihre gömmesini istiyordum. Ve gözlerim kapanırken son bir şey fısıldadım.

aikanaro…”

Sihrim, Aglar’ın sihri, adayı ıssız sulara gömerken o zalim insanların bağrışları kulaklarımda çınlıyordu. Gözlerim kapanıyordu ve okun zehri kanıma karışıyordu. Son bir gayretle ileri atıldım ve adanın sessiz hıçkırıkları arasında kendimi, yükselmekte olan denize attım. Göğsümden akan kan, denizi kırmızıya boyuyordu. Gecenin sessizliğinde ölmekte olduğumu biliyordum. Ama artık canım acımıyordu. Artık Aglar Anne’nin bağrındaydım. Işıldayan parlaklığıyla bana, son fea’sına bakıyordu. Gözlerim yavaşça kapanırken sadece çok kısa bir an arkama baktım. Ada, denizin dibine doğru çökerken gözümden bir damla yaş süzüldü. Ve son kez adanın adını fısıldadım…

“Atlantis…”


Defne Tuncer | Daphne Ariana Evans

9 Yorum Bulunuyor

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <strong> <em> <ol> <li> <strike> <ul> <code> <sup> <sub>