Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Küçük Kırmızı Paket


“Sanırım çok aceleleri var.” diye seslendi gür bir çocuk sesi, “Peki neyi arıyorlar?”

“Bunu makinist bile bilmiyor.”

“O anda parlak ışıklı başka bir ekspres tren ters yöne doğru hızla geçer. İşaretçi şaşırır ve Demir Yumruk’la konuşmaya devam eder.”

İri oğlan, öğretmeninin sözlerini bitirmesini bekledi ve karşısında oturan küçük sarışın oğlana dönüp bir anlık duraksamadan sonra repliklere devam etti. Artık perdenin sonu yaklaşmıştır ve herkes finali beklemektedir.

“Peki, trenin üstüne neden beyaz bir güvercin işlenmiş, Demir Yumruk?”

“Çünkü kumru, onların son umutları…”

Daha tiyatro bitmemişti, son sözü Demir Yumruk’un söylemesi gerekiyordu.

Demir Yumruk, elinde tahtadan kılıcıyla sahneye yaklaştı.

Bir an duraksadı ve öğretmenine baktı. Gözleri buluştu, güven verici gülümsemesiyle ona bakıyordu; gözleri dolu doluydu.

Sonra bakışlarını izleyenlere yöneltti. Ve hüzünlü bir sesle onlara seslendi.

“Beyaz bir güvercin gönderiyorum size çünkü onun kanatlarında mutluluk, yüreğinde sevgi, kar beyaz tüylerinde dostluk var…”

***

“Yeni yıl, yeni yıl, yeni yıl…”

Uzaklardan gelen soğuk yankıya eşlik ediyordu küçük çocuk.

Pencereye yaslanış, soğuk gecenin ardında parıldayan, ışıklar saçan sevimli evleri izliyor; onlardan yükselen sıcak kahkahaları ve ahenksiz şarkıları dinliyordu.

“Bizlere kutlu olsun… Yeni yıl, yeni yıl…”

Küçük elleriyle soğuk cama noel babalar çizmiş, etraflarını çubuk şekerlerle süslemişti.

Sevimli bir odadaydı Demir Yumruk; şöminenin etrafına dizilmiş uyumsuz koltuklar ve renkli minderler, usul yanan korların sönük parıltısıyla renk değiştiriyordu. Şöminenin üstünde çeşitli biblolar, eki bir saat, birkaç kalem ve bir düzine mum vardı.

Birden bir ses duydu ve suçlu suçlu başını eğerek beklemeye başladı. Gelen öğretmeniydi. Odaları son kez kontrol etmeye gelmişti belli ki.

Demir Yumruk’u görünce bir an duraksadı ama ardından yüzüne sıcak bir gülümseme yayıldı.

Elindeki mumu kolunun tersiyle ittirdiği çeşitli ıvır zıvırın yerine, şöminenin üstüne koyup odadaki tek pencereye yaklaştı.

“Bu saatte ne yapıyorsun, tatlım?”

Öğretmenin genç yüzünde belirmiş kırışıklıklar ona samimi bir hava katıyordu; her zaman yaptığı gibi tek kaşını zarif bir şekilde havaya kaldırmıştı ama yüzündeki gülümsemeyi hiç eksik etmiyordu.

Demir Yumruk başını kaldırmadan ağzında bir şeyler geveledi.

Bayan Meral anlayışla başını salladı ve şömineye yönelip kenarda duran bir yığın odun arasından en üsttekini alıp şömineye attı.

Korlar bir an için söner gibi oldu ve sonra yeni gelen yaş odunu alevleriyle yavaş yavaş yutmaya başladı. Oda bir anda ısınmış ve hafif bir is kokusu kaplamıştı.

“Eh,” dedi öğretmeni daha çok kendi kendine konuşurcasına, “Bu bütün gece idare eder.”

Daha sonra da gözlerini şömineden ayırıp, büyülenmiş bir şekilde alevleri izleyen çocuğa döndü. Hafif bir sesle;

“Konuşmak ister misin?” diye sordu.

Demir Yumruk başını belli belirsiz salladı ve ayaklarını sürüye sürüye şömineye yaklaşıp, kendini yumuşak minderlerden birine bıraktı.

Ardından gözlerini alevlerden ayırıp şöminenin yanındaki küçük çam ağacına dikti. Üstünde neredeyse hiç süs yoktu. Sadece en üstünde küçük sarı bir yıldız vardı.

Demir Yumruk çam ağacına bakarken odada, ateşin hafif çıtırtısı ve şöminenin üzerindeki saatin ritmik tıkırtısı dışında hiç ses yoktu. Saatler 11’i gösteriyordu. Saatin yelkovanı her geçen dakikada hareket ediyor, saatler on ikiye hızla yaklaşıyordu.

“Tatlım, sorunun nedir?”

Demir Yumruk gözlerini ağaçtan ayırıp öğretmenine baktı.

“Ben… Sanırım gerçek bir aile istiyorum…”

Uzun bir sessizlik yaşandı, Bayan Meral de ne diyeceğini bilemiyor gibiydi. Ama daha sonra yüzüne bir gülümseme yayıldı ve beklemesini işaret ettiği gibi yerinden fırlayıp odadan çıktı.

Yanında kalem ve kâğıtla çıkagelmişti, az sonra.

“Noel Baba’ya bir mektup yazmaya ne dersin…? Yeni yılda sana şans getirir.” dedi ve elindekileri uzattı. Yüzünde beklenti dolu bir gülümseme vardı.

“İstersen seni yalnız bırakayım…” diye ekledi.

Demir Yumruk tereddütle öğretmeninin elindekileri alırken kararsız bir şekilde başını salladı.

Öğretmeni odadan çıkarken o çoktan eğri büğrü yazısıyla yazmaya başlamıştı.

***

O sabah mektup kaybolmuştu. Açık kalan pencereden uçup gitmiş, yeni yıl sabahına karışmış olmalıydı.

Demir Yumruk bunun bir mucize olduğuna inanıyordu, bir gün cevap geleceğine; bir gün o çam ağacının altında hediyeler olacağına inanıyordu.

Ama günler geçti ve yanıt gelmedi. Demir Yumruk’un ısrarlarıyla çam ağacını hiç kaldırmadılar… Zamanla o da sarardı, üstü tozla kaplandı.

Ve bir gün yaramaz bir çocuk ağacı devirdi, ağaç şöminenin alevleriyle yok oldu.

Aynı, Demir Yumruk’un umutları gibi.

Aylar geçmiş, tek bildiği tiyatro oyunundan kalma işe yaramaz bir lakapla; Demir Yumruk ismiyle, tek başına kalmıştı.

***

Ve bir gün öğretmeni, yeni bir haberle geldi.

“Demir Yumruk, biraz gelebilir misin?”

Yılbaşı hızla yaklaşıyordu, bir yıl daha kuvvetli bir fırtına gibi geçip gitmişti. Günler geçtikçe aralarına yenileri katılıyor, büyükler hayatlarını yaşamak için ayrılıyorlardı. Her yetimin sonu aynıydı, soğuk ama umutlarla dolu koca bir çocukluk ve ardından sahipsiz bir hayat.

Ama bazen işler değişebiliyordu.

“Bir aile geldi, mektubu yazan çocukla tanışmak istiyorlarmış.”

***

“Yıl 31. 12. 2011; bu yılı aramıza katılan yeni bir isimle kutlamak istiyorum…”

“Ah, hadi ama Amca!”

“Ben açım!…”

“Biri tuzu uzatabilir mi?”

“…daha sonra iki ilmek daha atıp düğümlüyorsun, şekerim.”

“Temel bir gün seyahate çıkmış…”

Küçük salonu ardı ardına atılan kahkahalar, tabak-çanak çıngırtıları, yükselen sesler ve ateşin çatırtıları doldurmuştu.

Masanın başında 30’lu yaşlarını yeni doldurmuş, hafif göbekli ve saçları ağarmaya başlamış bir adam vardı, elinde bir kadeh –içi ağzına kadar kırmızı şarapla dolu- ayakta dikiliyor ve sanki öğrencilerin susmasını bekleyen bir öğretmen gibi ters bir ifadeyle öncelikli olarak kayınvalidesine gözlerini dikmiş bekliyordu.

Masada karşılıklı olarak atışmalar, surat asmalar, kahkahalar, fıkralar ve öncelikli olarak masadaki yemeklerden patlayana kadar yeme yarışı vardı.

Masadaki tek sessiz kişi Demir Yumruk’tu. Yasal adı Murat’tı ama herkes o alışana kadar ona Demir Yumruk diyecekti.

Demir Yumruk, gözlerini dev çam ağacına ve altındaki onlarca hediyeye dikmişti. Ağacın yanındaki dev şömineden çıtırtılar geliyor, ağaca vuran parıltılar duvara yansıyor ve gizemli ışık oyunlarına sahne oluyordu.

Demir Yumruk geleli henüz birkaç hafta olmuştu, bu yeni aile ona kucak açmış ve hiç bilmediği binlerce şeye tanık olmuştu; yılbaşında ilk defa bunca kişiyle birlikte dolu dolu bir gece geçiriyordu.

“Öhöm… Öhömm…”

Sonunda masada birkaç kişinin başı kalkmış, Demir Yumruk’un yeni babasını dinlemeye başlamıştı.

Birkaç dakika sonra da huzur dolu bir sessizlik oluşmuş, herkes dinlemeye koyulmuştu.

“Evet, bu yıl da aramıza yeni katılan birini sonsuza kadar aramıza katmak için buluştuk…”

“Ah, hadi ama Budak! Yılın son günü ve söyleyeceğin tek şey bu mu?”

Demir Yumruk’un yanında oturan yeni annesinden gelmişti bu sözler. Demir Yumruk’a bakmış ve güven verici bir şekilde gülümsemişti. Daha sonra da ayağa kalkıp;

“Bence bu sözler yerine en doğrusu, Demir Yumruk’umuzun mektubunu okumak olmalı.”

Masadan onay mırıltıları yükseldi, hatta kuzeninin birkaç aylık bebeği Melek bile heyecanla el çırpıp tükürüklerini masaya saçtı. Bunun üzerine masadan kahkahalar yükseldi, Demir Yumruk’un yüzüne bile küçük bir tebessüm yerleşmişti.

Annesi hızla ayağa kalktı ve çam ağacının altındaki hediyelerden birini alıp masaya getirdi.

Üstünde;

“Demir Yumruk’a.” yazıyordu.

Yüzünde beklenti dolu bir gülümsemeyle küçük paketi Demir Yumruk’un önüne koydu.

“Mektubu okuyabilmemiz için önce Demir Yumruk’un hediyesini açması gerekiyor.” diye de ekledi.

Demir Yumruk, masadaki herkesin bakışlarını üstünde hissediyordu. Küçük elleri paketin üzerinde gezindi ve kurdeleye dokundu. Ve sonra başını kaldırıp annesine baktı.

Annesi ona güven verircesine başını salladı.

Elleri titreyerek bağı çözdü ve paket açıldı.

Ardından eline bir şey düştü.

Bir kumru.

***

“Beyaz bir güvercin gönderiyorum size çünkü onun kanatlarında mutluluk, yüreğinde sevgi, kar beyaz tüylerinde dostluk var… Mutlu Yıllar.”

Küçük Kırmızı Paket” için 6 Yorum Var

  1. Selamlar Defne;

    Sevimli bir yılbaşı hikayesiydi. Yılbaşında yalnızlık çeken, sıcak bir yuvaya hasret kişilerin duygularını güzel anlattığını düşünüyorum. Keşke Murat’ın Noel Baba’ya yazdığı mektubu da okuyabilseydik iyi olurmuş. Böylece hikaye bütünlüğünü sağlamış olurdun. Son satırda yazdığın şey mektubuysa orası başka…

    Kalemine sağlık…

    1. Merhabalar, yeni yıla bir yılbaşı hikayesiyle girmek istedim; yorumunuz için teşekkür ederim 🙂
      Mektubu yazacaktım ama son dakikaya kalınca böyle bitirdim, sonunu da sadece içimden geldiği için öyle yaptım diyebilirim 😀
      İyi günler dilerim..

  2. Öncelikle merhaba. Akıcılığı ve mantığı kaybetmemeniz hikayeyi bir nefeste okumamı sağladı. Sayın Mit’in de dediği gibi mektubu da okumak isterdim. Aslında bu tür konuları (heyecansız, savaşsız) içeren hikayeleri pek sevmem (tabi yazarın anlatımına da bağlı) ancak hikayenizi gayet başarılı buldum. Başarılarınızın devamı umarım artarak bizlerle olur.

    1. Ve karşınızda süper ciddi ve süper resmi bir yorumla, Ensar Bey! 😉
      Okuyup yorumladığın için çok teşekkür ederim, beni gururlandırdın 🙂
      Genelde hikayelerim süper-fantastik-dramatik olurdu, bu ay “ilginç bir şeyler yazmak istediğimden” son üç-dört ayın da konusu olan “bir evlatlığı ne kadar acındırabilirim” konusunu geliştirmeye çalıştım, umarım sözlerimi yanlış anlamamışsınızdır… 🙂
      Her neyse fazla uzatmadan, iyi yıllar dilerim… Sizi de yakında bu sayfalarda görmek isteriz.. 😉

  3. Merhaba,

    İç ısıtan, sevimli bir öykü olmuş. Tebrik ederim. Sofradaki samimiyet çok hoşuma gitti, özellikle şu cümle: “Temel bir gün seyahate çıkmış…”

    Keşke biraz daha zamanınız olsaymış da doya doya anlatabilseymişsiniz. Sağlık olsun, kaleminize sağlık. 🙂

    1. Yorumunuz için çok teşekkür ederim, beni gururlandırdınız 🙂
      Evet benim de öyküdeki favori yerim sofraydı, o kısmı bizim aileden yola çıkarak yazdım; her yıl başımız bizim de öyle geçiyor 😀
      Tekrar tekrar teşekkür ederim, iyi günler..

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *