Uğurlu Deste | mit

Genç kadın, dairesine giden basamakları yorgun argın tırmandı. Üç numaralı kapının ardından gelen küfür ve bağrışmalara bakılırsa alt komşuları yine hararetle kavga ediyordu. Aldırmadı. Artık bu gürültüye iyice alışmıştı. Genç çift neredeyse buraya taşındıkları ilk günden beri münakaşa ediyordu ne de olsa. Ahşap kapının diğer tarafına çarpıp tuzla buz olan bir bardağın çıkardığı gürültüye kulak tıkayarak merdivenleri tırmanmayı sürdürdü. Az sonra dairesinin önündeydi. Otomatik olarak yanması gereken kat ışığı bir hayat belirtisi göstermediğinde içinden küfretti, el çantasını koltuğunun altına sıkıştırdı ve cep telefonunun ışığıyla anahtar deliğini tutturmaya çalıştı.

Dairesine girdi ve sıkıca kapattığı kapıya sırtını dayayıp gözlerini yumdu. Yirmilerinin ortasında, uzun boylu bir zenciydi kadın. Kıvırcık siyah saçlarını bordo bir tülbentle sarmıştı. Üzerinde aynı renkte bir kazak, bej bir pantolon ve beyaz bir palto vardı. Parmaklarını çeşitli büyüklükte yüzüklerle süslemiş, kulaklarınaysa iri halkalar şeklinde küpeler takmıştı. Derin bir nefes alıp gözlerini açtı ve dairesini mutluluk dolu bakışlarla süzdü. Bu pis şehrin rutinlerle dolu bir gününü daha geride bırakmanın ve evine kavuşmanın sevinci vardı yüzünde. Küçük bir daireydi. Amerikan tarzı mutfağa sahip tek bir salon, küçük bir yatak odası ve bir banyodan ibaretti. Yine de kadına yetiyordu.

Önce ayaklarını havada sertçe savurarak spor ayakkabılarını karşı duvarın dibine fırlattı. Sonra da üzerindeki paltoyu ve başındaki eşarbı çıkarıp çantasıyla birlikte kanepenin üzerine bıraktı. Bir yandan ayak parmaklarının yardımıyla televizyonu açan düğmeye basarken bir yandan da kazağını çıkartmakla meşguldü. Eski moda televizyon bir cızırtı eşliğinde açıldı ve akşam haberlerinin sesi odayı doldurdu.

“…62 yaşındaki milyarderin ardında bir iz bırakmadan ortadan kaybolduğunu doğruladı. Polis bunun bir kaçırılma vakası olduğundan şüphe etse de henüz bir fidye talebinin ortaya çıkmaması da kafalarda soru işareti bıraktı. Dünyaca ünlü porno dergisinin sahibi olan yaşlı milyarderin akıbeti…”

Kadın sıkıntıyla iç çekerek kanalı değiştirdi ve bir başka haber bülteniyle karşılaştı. Sabahtan akşama kadar köle gibi çalışıp eve geç gelmenin bedellerinden biri de buydu işte. Hangi kanalı açarsanız açsın haberlere denk gelmek… Bir yerden sonra ölene kadar haber kuşağını izlemeye mahkûm edilmiş gibi hissetmeye başlıyordu insan.

“Dünyanın dört bir yanından esrarengiz kayıp haberleri gelmeye devam ediyor sayın seyirciler. Bugün de ‘Kırmızı Şeytanlar’ olarak da bilinen Manchester United takımının ilk on birinden tam on oyuncunun kayıplara karıştığı haberi geldi. Evet, yanlış duymadınız. Kaleci hariç on oyuncu arkalarında bir iz dahi bırakmadan yok oldu.” diyordu spiker hararetle.

“Şahsen geçen Pazar yediği gol göz önüne alındığında takımın değil de kalecinin yok olmasını beklerdim ben.” dedi yorumcu, pişkin bir tavırla. İkili kendi aralarında gülüşürken kadın memnuniyetsizlikle homurdandı ve bir başka kanala geçti. Ardından bir başkasına daha…

Sonunda izleyecek doğru dürüst bir program bulamayacağına kanaat getirdi ve omuzlarını silkerek banyoya doğru yöneldi. Kıyafetlerini tamamen çıkarıp duşun altına girdi, günün kirini ve yorgunluğunu üzerinden atmaya çalıştı. Aslında çok yorucu bir işi yoktu. Bir iskambil kâğıdı imalathanesinde çalışıyordu ve tek yaptığı şey kartları kutularına yerleştirmekti. Fakat bunlar öyle alelade kartlar değildi, el yapımıydılar. Gümüş kakmalı ve altın işlemeli… Üzerlerindeki desenlerden tutun da arka yüzeyindeki şekillere kadar her biri birer sanat harikasıydı. Şehrin en iyi çizerleri tarafından şehrin en iyi kumarhanesi için kaleme alınıyorlardı.

Zaten tüm şehir o kumarbazlar cenneti için çalışıyordu. Sadece en üst kademedeki insanlar, yeteri kadar zengin ve soylular oraya kabul ediliyordu. Sadece onlar bu pahalı iskambil destelerine sahip olabiliyor ve böylece oynama hakkını elde edebiliyordu. Kendisi gibi ikinci sınıf vatandaşlarsa kentin ara sokaklarında sefalet içinde yaşamaya mahkûmdu. Yeteri kadar şanslıysanız krupiye ya da garson olarak işe girebilirdiniz. Değilseniz bir kart fabrikasında sürünürdünüz. Tıpkı kadın gibi…

Yine de işinden pek de şikâyetçi olduğu söylenemezdi. Çünkü o tam bir kart tutkunuydu. Özellikle de Tarot kartlarının… Onların içerdiği eşsiz o anlamlar, kartların gizemli doğası ve verdikleri mesajlar küçüklüğünden beri ilgisini çekiyordu. Ek iş olarak falcılık yapmasının sebeplerinden biri de bu doymak bilmeyen merakıydı zaten. O ve bir de ek kazanç ihtiyacı…

Düşüncelerinden sıyrılıp suyu kapattı ve duştan çıkıp beyaz bir bornoza sıkıca sarındı. Teninin siyahlığıyla bornozun rengi tam bir tezat oluşturuyordu. Başına bir havlu sarıp çıplak ayaklarla yeniden salona döndü. Açık olan televizyon bir başka kayıp haberini gösteriyordu.

“Dünya henüz İspanya Kralının kayboluşunun şokunu üzerinden atamamışken bir başka önemli kayıp haberi de İtalya’dan, Vatikan’ın bağrından geldi. Katolik kilisesinden yapılan açıklamaya göre Papa bu sabah sırra kadem basarak ortadan kayboldu! Papa ile birlikte dünya çapında bir hafta içerisinde kaybolan kişi sayısı elli bire yükseldi. Yetkililer…”

Umursamaz bir edayla televizyonu kapattı ve kendini pencerenin önündeki kanepeye attı. Bu olayların hiç biri umurunda değildi. Aptal bir futbol takımı ya da beyazlar giyen yaşlı bir adamın akıbeti için yas tutmak onu dertlerinden kurtaracak değildi ya? Onu kurtarabilecek tek şey kumarhanede düzenlenecek olan büyük turnuvaydı.

Kalın dudaklarını yukarı kıvırarak kendinden memnun bir şekilde gülümsedi. Başındaki havluyu karşısındaki koltuğa fırlattı ve el çantasına uzandı, dikkatle açtı ve içinden bir zarf çıkardı. Titreyen parmaklarıyla zarfın içindekini çıkarttı ve göz hizasına kaldırarak hayranlıkla elindekini izlemeye başladı. İş yerinden aşırdığı bir iskambil kâğıdıydı bu; bir maça kızı… Normalden biraz daha büyük ve genişti. Altın suyuna batırılan özel destelerdendi. Üzerine kıvırcık saçlı, zenci bir kraliçe resmedilmişti. Elindeki asayı büyük bir zarafetle taşıyor, kartı tutan kişiye diktiği kömür karası gözleri garip bir ışıltıyla parıldıyordu. Maça kızı feci derecede kendisine benziyordu, bunu önceden de fark etmişti. Bunu çizen ressam büyük ihtimalle kendisinden esinlenmişti ama onun kim olduğunu bir türlü keşfedememişti. Ya gizli bir hayranı vardı ya da telif hakkı ödemekten korkan bir sahtekâr…

Kartın üzerindeki işçiliği hayranlıkla seyrederken yüzüne yayılan gülümseme genişledi ve yerini heyecana bıraktı. Hızla oturduğu yerden ayaklanıp yatak odasına gitti ve yerdeki döşemelerden birini kaldırarak gizli bir bölmeyi açığa çıkardı. Bölmeden ufak bir paket çıkarttı ve paketini titizlikle açtı. Aynı desteye ait başka iskambil kartları kucağına dökülüverdi.

Tam sekiz aydır, yani kumarhanede düzenlenecek olan büyük turnuva duyurulduğundan beri, bulduğu her fırsatta kartlardan birini çalmıştı kadın. Bunun cezası ölümdü ama riske etmeye değerdi. Birkaç kez neredeyse yakalanıyordu ama işte! Sonunda başarmış ve desteyi tamamlamıştı. Maça kızı, eksik olan son karttı ve şimdi o da kardeşleriyle birleşmişti. Artık kendi destesi vardı ve turnuvaya katılabilecekti. Zengin olacak ve bu kokuşmuş hayata veda edecekti. Kötücül bir zarafetle gülümsedi ve maça kızını öptü. Ardından üzerine sadece kendisinin tanıyabileceği fakat kartın arka deseni üzerinde sırıtmayacak bir işaret koydu. Tıpkı diğer kartlara da yaptığı gibi… Şimdi tek yapması gereken bir süredir sevgili rolünü oynadığı aptal krupiyeyi ikna etmekti. Bu onun uğurlu destesi olacaktı. Kaybetmesi imkânsızdı.

O esnada dairesinin kapısı kibar bir tıkırtıyla çalındı. Bir anlığına panik olan kadın kartları hızla gizli bölmeye geri yerleştirdi ve odanın kapısını kilitleyerek dışarı çıktı. Aklından bin bir soru ve olasılık geçti. Ya hırsızlığının farkına vardılarsa? Ya kartların varlığını öğrendilerse?

“Aptal olma kızım.” dedi kendi kendine. “Nereden bilebilirler ki? Büyük ihtimalle sadece bir komşudur. Ya da salak sevgilim bana bir sürpriz yapmaya gelmiş olabilir.” Gelen kişinin krupiye olma ihtimali biraz olsun rahatlamasını sağladı. Eğer gerçekten de o ise planına düşündüğünden erken başlayabilirdi. Üstelik zevk dolu birkaç saat eşliğinde…

Kapı tekrar çaldı. Korkusunu bastırmak için derin bir nefes aldı. Bornozunun yakasını hafifçe açarak göğüs bölgesini bir parça açığa çıkardı ve oyuncu bir edayla kapıya ilerledi. Gözetleme deliğinden baktığında ise az önce hissettiği korku, yanına hayal kırıklığını da katarak hızla üzerine çullandı. Siyahlar içerisinde, şapkalı bir yabancı duruyordu eşiğin diğer tarafında.

“Kim o?” diye sordu, sesindeki endişe tınısını bastırmaya çalışarak.

“Bir müşteri…” dedi kapının ardındaki adam. “Tarot falı baktırmak istiyorum.”

“Bu saatte mi?”

“Bu gece şehirden ayrılıyorum ve ününüzü çok duydum. Bu fırsatı kaçırmak istemiyorum.”

Kadın duyduklarını kafasında tartmak için bir süre bekledi. Daha önce de evinde müşteri ağırladığı olmuştu elbette lakin bu kadar geç bir saatte, üstelik yabancı bir erkeği evine almak apayrı bir şeydi. Öte yandan paraya da ihtiyacı vardı.

“Normal tarifenin iki katını öderim.” dedi adam sakince, sanki kadının yaşadığı ikilemin farkına varmışçasına.

“Üç katı…” diye geldi kadının cevabı.

“Anlaştık.” dedi adam ve cebinden bir tomar para çıkarttı. Gözetleme deliğinden izleyen kadının gözleri ardına kadar açıldı. Hiç bu kadar nakiti bir arada görmemişti. Adam paranın bir kısmını kapının altından içeri attı.

“Avans için bu kadarı yeterli mi?” diye sordu.

Yeterli mi? Bu normal ücretinin bile misliyle fazlasıydı.

“Şey… Evet, sanırım.” dedi kadın, dalgın bir şekilde parayı sayarken. “Biraz bekleyin, üzerimi değişmem gerek.” diye ekledi ardından ve hızla odasına geçip fal bakarken kullandığı siyah, uzun elbiseyi üzerine geçirdi. Derin göğüs dekoltesi, kalçalarına kadar uzanan bir yırtmacı olan tek parça bir kıyafetti ve üzeri kıvrılan bir yılan işlemesiyle süslenmişti. Boynuna bir – iki eksantrik kolye taktı, hızlı bir makyajla hazırlığını bitirdi. Bir koşu televizyonu kapattı, dağınıklığı toparladı, ışıkları söndürdü ve oraya buraya yerleştirilmiş mumları yakarak odaya gizemli bir hava vermeye çalıştı.

Kapıyı açtığında adamın hâlâ aynı noktada kendisini beklemekte olduğunu gördü. Uzun, siyah bir palto giymişti. Siyah takım elbisesi ve aynı renkteki fötr şapkası kaliteli kumaştandı. Gözünde de pahalı bir güneş gözlüğü vardı.

“Beklettiğim için özür dilerim.” dedi kadın, kenara çekilerek. “Buyurun, içeri girin.”

“Teşekkürler. Fazla vaktinizi almayacağım.” dedi adam, içeri adımını atarak. Şapkasını ya da gözlüğünü çıkartma zahmetine katlanmadan salonun ortasına doğru ilerledi.

Etrafa alıcı gözle bakarken tek bir kelime bile etmedi.

“Beni hazırlıksız yakaladınız. Normalde randevu usulüyle çalışırım.” dedi kadın, adamın televizyona takılan bakışlarını yakaladığında. “Ve televizyonu görmemelerini sağlarım. Fakat bu durumda…” Bir eliyle koltuklardan birini göstererek müşterisini oturması için davet etti. Adam anladığını belirtmek için kafasını salladı ve gösterilen yere yerleşti.

Zenci kadın kısa bir süreliğine salondan ayrıldı. Döndüğünde elinde portatif bir masa ve bir kutu Tarot kartı bulunuyordu. Masayı salonun ortasına kurup mutfaktan iki sandalye çekti, sonra da konuğu masaya davet etti.

“Karıştırın.” dedi, kart destesini müşterisine uzatarak.

Adam kartları kadının elinden aldı ve büyük bir ustalıkla karıştırmaya başladı. Bunu yaparken o kadar rahat ve doğaldı ki kartlara aşina olduğunu her halinden belli ediyordu.

‘Bir kumarbaz’ diye düşündü falcı kadın. Anlaşılan gerçekten de yağlı bir müşteri takılmıştı bu kez ağına.

“Ne kadar karıştırmam gerekecek?” diye sordu adam.

“Anlayacaksınız.” diye yanıtladı kadın.

Adam küçümser bir ses çıkardı ve desteyi evirip çevirmeye devam etti. Kadın bu davranışa alışıktı. Hemen hemen her müşterisinin sergilediği rutin bir hareketti çünkü. Ta ki kartlar onlara durmalarını emredene kadar.

Adam bir anda donakaldı ve desteyi karıştırmayı bıraktı. Soran bakışlarını kadına kaldırdığında falcının kendinden emin ve bilmiş bir şekilde gülümsediğini gördü.

“İçinden dört kart seçin ve yüzleri kapalı olacak şekilde masaya koyun.” dedi kadın, gülümseyerek. Adam denileni yaptı ve kartları kadının önüne sürdü.

Falcı ilk kartı çevirdi. “Çok uzun bir yoldan geliyorsunuz. Çok çok uzaklardan ve yabancı bir ülkeden.”

“Doğru. Ama zaten size bu gece yola çıkacağımı söylemiştim. Tahmin edilmesi kolay bir ayrıntı.” dedi adam, kollarını göğsünde kavuşturan adam.

Kadın imalara aldırmadan ikinci kartı çevirdi. “Bir şey arıyorsunuz. Sizin çok değerli ve onu almak için uzun uğraşlar vermişsiniz. Bir bütünün parçası fakat aynı zamanda kendi başına önemi olan bir şey.”

“Yine doğru.” dedi müşteri. “Üstelik çok da isabetli bir tahmin… Şimdi ilgimi çekmeye başladınız hanımefendi.”

Zenci kadın kendinden emin bir şekilde gülümseyerek üçüncü kartı açtı. “Bir yarışmaya katılacaksınız. Ya da bir turnuvaya… Önünüzde çetin bir mücadele görüyorum. Ciddi bir iş toplantısı belki?”

Müşterisi eve geldiğinden beri ilk defa gülümsedi. “Peki, kazanabilecek miyim?”

“Bunu sadece kartlar söyleyebilir.” diye yanıtladı kadın. “Öğrenmek istiyor musunuz?”

“Kesinlikle.”

Kadın son kartı açtı. “Aradığınızı bulduğunuz takdirde siz kazanacaksınız.” diye beyan etti sonra da.

“Öğrenmek istediğim de buydu.” dedi gülümsemesi genişleyen adam. Ardından önce şapkasını sonra da güneş gözlüğünü çıkararak masaya bıraktı. Başında hiç saç yoktu ve oldukça solgun, neredeyse bembeyaz bir cildi vardı. Kömür karası gözleriyse oldukça garipti. Kadın, sanki yeterince uzun süre içlerine bakarsa sonsuz karanlıklarında kaybolabilirmiş gibi hissetti kendini.

“Çok teşekkür ederim hanımefendi. Ününüzü hak ettiğinizi mutlulukla görüyorum.” diye devam etti adam.

“T-Teşekkür ederim.” dedi falcı, kollarını bedenine dolayıp ürperen vücudunu ısıtmaya çalışarak.

“Ücretinizi takdim etmeme müsaade edin.” dedi adam, cebinden bir tomar daha para çıkarıp masanın üzerine bakarak. “Ve ufak bir de hediye…”

“Hediye mi?”

“Evet, bir kart. Kartları seviyorsunuz, değil mi?”

“Şey… Evet ama bunu nereden…”

“Nereden bildiğimin bir önemi yok, inanın bana. Önemli olan ne bildiğimiz değil, o bilgiyi nasıl kullandığımızdır.” Adam elini ceketinin diğer iç cebine soktu ve bir iskambil destesi çıkarttı. Kadının bugüne kadar gördüğü en güzel desteydi. O an içeride, döşemenin altında yatan ve az öncesine kadar hayatındaki en değerli şey olan kartlar gözüne çirkin ve değersiz gözüktü.

“Bu deste…” dedi adam usulca, kartları tek tek masaya açarken “…benim uğurlu destem. Onu elde etmek için çok uğraştım. Değişik ruh tınıları olan pek çok önemli kişiyi ziyaret ettim. Tıpkı falınızda söylediğiniz gibi…” Şüpheli bir biçimde Papa’yı andıran bir sinek papazını masaya açtı. “Sadece elimi üzerlerinde gezdirmem bile bana o kartın hangisi olduğunu anlamama yarayan bir titreşim gönderiyor. Örneğin bu…”

Masadaki bir kartı kaldırıp bakmadan kadına gösterdi. “Bir karo onlusu, değil mi?”

“Evet.” dedi gözleri hayretle irileşen kadın. “İyi ama nasıl bildiniz?”

“Ruh tınılarından elbette… Muhteşem bir deste ama kusursuz değil. Bir eksiği var.” Elinde kalan son kartı yüzü yukarıya dönük olacak şekilde masaya serdi. “Maça kızı eksik…”

Falcı kadın bir boş karta bir de adama bakakaldı. “Anlamıyorum. Bütün bunları bana neden anlatıyorsunuz?” diye sordu merakla.

“Diyelim ki size ve kartlara olan sevginize bir sempatim var. Farklı yollarda olsak da aslında ikimizin de benzer bir amacı var. Bir kumarhane turnuvasını kazanmak… Ne yazık ki benim başarılı olmam sizin başarısızlığınıza bağlı.”

Kartı masadan aldı, sağ elinin parmakları arasında tuttu ve boş yüzü kadına gelecek şekilde çevirdi. Karanlık gözleri garip, daha karanlık bir ışıkla parıldarken gırtlaktan gelen, anlaşılmaz bir lisanda bazı kelimeler söyledi. Şaşıran ve korkan falcı kadın masadan kalkmaya çalıştı ama hareket edemediğini fark etti dehşetle. Çığlık atmaya çalıştı lakin sesi çıkmadı. Sonra hepsinden daha ürkütücü bir şey fark etmeye başladı; ruhunun vücudundan çekilip çıkarıldığını ve boş iskambil kartına doğru aktığını…

Her şey birkaç saniye içinde sona erdi. Falcı kadının cansız bedeni sandalyesinden düşüp yere yuvarlanırken adam buna hiç aldırmadı. Az önce boş olan kartı kendine çevirdi ve şimdi üzerinde zenci kadının birebir kopyasının işli olduğunu gördü. Köşesinde bir maça sembolü vardı. Adam memnuniyetle gülümsedi ve Dokuz Cehennemler Poker Turnuvası’na katılmak üzere bu boyutu terk etmeye hazırlandı.

Şimdi tek yapması gereken bir süredir sevgili rolünü oynadığı Succubus krupiyeyi ikna etmek için dişi-şeytana kan ve ruhlar sunmaktı. Uğurlu destesi hazırdı. Kaybetmesi imkânsızdı.


M. İhsan Tatari | mit

11 Yorum Bulunuyor

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <strong> <em> <ol> <li> <strike> <ul> <code> <sup> <sub>